
Bir yandan takımın kadrosunun netleşmesi ve oturması için yabancıları bir an önce yollama telaşı, diğer yandan milyonlarca euro ödenen bonservisler nedeniyle zararı azaltma çabaları.
Buna bir de futbolculara ödenen yüklü yıllık ücretler nedeniyle piyasadaki alıcıların futbolcuları ikna etmede yaşadıkları zorluğu ekleyin. Durum hala bulanık.
Kadroda Quaresma ve Ernst dışındaki her oyuncunun adı gönderilecekler listesinde geçti.
Aslında Quaresma ve Ernst'in yanına 10 gün öncesine kadar Ferrari'yi de mutlaka koyup, diğerleri için "gidecek-kalacak" yorumları yapıyorduk ama basında çıkan haberler artık Ferrari'nin de durumunun kritik olduğunu gösteriyor.
Geçen sezon performansını düşündüğümüzde, Ferrari'nin sakatlıklar dışında çok iyi bir sezon geçirdiğini söyleyebiliriz.
Geçen sezonki futbol yapımıza tam oturan bir adamdı.
Hatırlayalım; top rakipteyken en uçtaki adamımız orta saha çizgisinin biraz önünde yer alıyordu. Arkasında 3'ü ortaya gömülü, 2'si kanatlara açık 5'li bir blok, onların da arkasında 4'lü defans. Yani defansın ortasıyla son adam arasında yaklaşık 30-35 metrelik bir mesafede rakibi karşılıyorduk.
Hücum ederken ise, rakip ceza sahası içinde çoğunlukla tek oyuncu ve bu bölgeye sürpriz koşularla destek veren dış kanat adamları vardı. Defansın tam zıttı, ofansta en gerideki oyuncuyla en uçtaki oyuncu arasındaki mesafe çok açılıyordu.
Özetle, genellikle kapalı bir oyun oynadık. Sivok-Ferrari, Rüştü'nün 15-20 metre önünden pek ayrılmadı.
Hücum anında topu çıkarmakta zorlandık. Organize ataklara pek rastlamadık.
Ferrari'ye dönersek; bazı özellikleri hakikaten süper.
Seyrettiğim en temel hareketi, rakip forvet arkası dönük top aldığında ilk kontrolüne izin verir gibi arkasında bekleyip, forvet topu indirdiği anda kendini topla rakip arasına çok güçlü bir şekilde sokmasıydı. Bu hareketle belki 100 defa top kazanmıştır.
Sertliği, defans fundamentali ve önsezisi gerçekten birinci sınıf.
Bunun yanında topu kullanması vasat ve ilk hamlesi dışında ağır, geniş alanda oldukça yavaş.
Bu özelliklerinin de farkında olduğu için önsezilerini kullanıp birçok defa kendini arkaya atarak rakibi karşılamayı tercih ediyor. Bu bağlamda, Ferrari'nin birkaç defa rakip atak yaparken Rüştü'nün kademesine bile girdiği pozisyonları hatırlıyorum. (Bir tanesi İnönü'deki Fener maçında 2-0 öndeyken tam önümde olmuştu.)
Ferrari gitmeli mi sorusuna geçersek...
Şu ana kadar Schuster'le ilgili izlenimim şu: Yöneticilerin, Schuster'le anlaşma aşamasında hücum futbolu, Beşiktaş'ın mahkum oynamaması gerektiği vs... ile ilgili hocaya ciddi biçimde telkinde bulunduklarını düşünüyorum. Schuster'in Vikingur maçı sonrası söylediği "böyle Beşiktaş gördünüz mü?" sözü de bunu doğrular gibi. Schuster, baskılı ve hızlı bir hücum futbolu hedefliyor. Oyunu önde kabul etmek istiyor.
Soru şu:
Schuster, geçen sezon tüm maçlarda en uç oyuncusunu orta sahanın biraz önüne koyup, son adamını Rüştü'nün 10-15 metre önüne yerleştiren bir takımı, bu sezon son adamını Rüştü'nün 25-30 metre önüne koyup ileriye doğru itebilir mi?
Bence takımı bu kadar öne itmesi zor ve riskli olacak.
İlla ki savunmayı çok önde kurarım diyorsa Ferrari'yi feda edip, ayağı daha iyi olan Sivok'un yanına hızlı Toraman'ı koyması mantıklı gibi görünebilir. Ancak Toraman'ı da yıllardır izliyoruz, biliyoruz. Hırslıdır, hızlıdır, gözünü karartıp tekmeye kafa sokar, duran toplarda çıkar kafayı vurur. Ama sakardır, yerini kaybeder, gereksiz fauller yapar, her an bomba bir hata yapabilir.
Sözün özü, Sivok-Toraman'dan Pique-Puyol yaratmaya çalışmak biraz pahalıya patlayabilir.
Onun yerine Schuster, Sivok-Ferrari'yi geçen sezonkinden az bir mesafe öne çıkarmanın yollarını arasa takım için daha reel bir çözüm oluşacaktır.